Python Challenge

stumble upon ile nette gezinirken python challenge adlı bir bulmaca yarışmasına benzer bi karşılaşmaya rastladım. Bu karşılaşmada, verilen ipuçlarını takip ederek çeşitli verilere ulaşıyorsunuz. Bu verileri işleyip bir sonraki adıma nasıl ulaşacağınız bilgisini elde ediyorsunuz.

Saçma sapan bir veri yapısını ya da bir resim dosyasını doğru biçimde işledikten sonra konsolda ASCII biçimde çıkan bir sonraki adımı görmek gerçekten insana müthiş haz veriyor.

Python öğrenmek istiyorsanız, Python’a yeni başladıysanız, ya da canınız sıkılıyor ve geek’likten zevk alıyorsanız şiddetle tavsiye ederim.

Edit: I have put the solution for Level 15.

Ruh vs. Nöron

Geçenlerde Craig Hamilton’un Ya Tanrı Sadece Kafamızın İçindeyse adlı makalesini okudum. Söz konusu yazıda zihnin belirleyeninin madde mi ruh mu olduğuna ilişkin rekabet son derece keyifli bir dille ele alınmış. Yazının başında kendisinin de belirttiği gibi, Hamilton seçimini ruh‘tan yana yapmış birisi. Önyargılı davranmadan önce, linux’ta fortune adlı programdan gelen espirili bir vecizeyi hatırladım: “Don’t read everything you belive.” (ınandığınız herşeyi okumayın.).İnsan bir süre sonra körlüğe kapılıp sadece kendi görüşünü destekleyecek şeyleri okumayı seçiyor.

mind pollution

Hamilton uzun süre bilimsel yönteme dirense de üniversitede aldığı bir ders sayesinde bu nosyona ısındığını ifade ediyor. Zaten kurduğu cümlelerden arkaplanının sağlam olduğunu sezebiliyor insan, aksi takdirde Francis Crick’e bu kadar rahat laf sokma cesareti gösterebileceğini zannetmiyorum (Francis Crick, Watson ile birlikte DNA’yı bulan kişi ve Şaşırtan Varsayım‘ın yazarı).

Bir yandan ruhsal olanı savunurken, insanlık tarihine baktığında metafiziğin bilim karşısında hep yenildiğini, ve bu yüzden hala kendisinin de şüphe içinde bulunduğunu itiraf ediyor. Kısaca Hamilton, ruhu savunan bir şüpheci. Konuya bu kadar hakim olması, samimi olması ve cephenin nöron tarafında neler olup bittiğini yakından takip etmesi de yazıyı umursamamız için bir neden. Zaman zaman maddecilere çok ağır laflar sokması gücüme gitmedi değil.

Yazar ilk önce beyin ile ilgili neler bildiğimizi masaya yatırıyor, burada beyinin insanı nasıl vezir de rezil de ettiğine dair çok ilginç örnekler var. Yazının devamında NDE (Near Death Experience – Ölüme Yakın Deneyimler) gibi metafizik örneklerin sadece tesadüf olamayacak kadar çok benzerlik taşıdığını söylüyor, ve bu tip örnekler verdiği için rahatsız olmuş ki “Aslında dışarıdan bakınca benim de o metafizik çığırtkanlarından pek farkım kalmadı.” gibi şeyler diyor.

Tüm bunlara rağmen, yine de hiç bir şeyin belli olmayacağını, değişik fikirlere açık olunması gerektiğini söyleyip yazıyı bitiriyor.

Eskiden ben de metafizik olaylara karşı önyargılıydım, hatta kimi zaman çok sert çıkışlar yaptığım da olmuştur. Fakat zihine dair o kadar az şey biliyoruz ki her ihtimali değerlendirmek lazım. Ayrıca metafizik olaylar bilimsel temele oturtulamayacak diye de bişey yok.

Örneğin telepatiyi ele alalım. Beynimizde bir yığın nöron var, bu nöronları basitçe üzerinden akım geçen teller olarak modelleyebiliriz. Akım geçen tellerin de çevresinde manyetik alan oluşur (hatta bu manyetik alan evrenin öteki ucunda bile varolur). Zaten, kabaca, günümüzdeki çoğu beyin görüntüleme cihazları bu manyetik alanın ölçümü ile çalışmaktadır. Manyetik alana tabi tutulan bir telin de üzerinden akım geçtiğini biliyoruz. O halde iki kişinin beyinleri zaten etkileşim halinde, birinin ürettiği manyetik alan diğerinin beynini manipüle ediyor, vice versa. Hatta tüm insanlığın hali hazırda sürekli etkileşim halinde olduğunu söylemek mümkün. Kilit nokta, kendi manyetik alanını öyle bir ayarlamak ki, karşındaki insanda doğru etkiyi yaratabillmek. Belki telepatik olduğunu iddia edenler bunu yapıyordur.

Hamilton ayrıca benim yıllarca ısrarla önemsediğim ve kullandığım paradigma kavramını da çok doğru bir şekilde kullanmış ya, daha bi sevdim adamı. Gerçekten paradigma değişimlerine daha fazla ihitiyaç duyduğumuz bir çağdayız, ve zaten daha hızlı da değişiyor paradigmalar. Tüm bunlar öyle ya da böyle singularity’ye yöneltiyor sanki bizi.

(Fotoğrafı çeken boskizzi.)

Balıkçı

Deniz ürünlerini sevenlerdenseniz, sizi fazlasıyla tatmin edecek bir balık lokantası Balıkçı. İstiklal Caddesinde ufak tefek bir dükkana sıkışmış olsa da, an itibariyle 5 seneden fazladır aynı yerdeymiş. Salaş görüntüsü sizi aldatmasın, müthiş leziz balık yapıyorlar mavi boyalı dükkanın içinde. Ayrıca fiyatları da çok ekonomik.

balıkçı

Eğer balık mevsimlerini bilmiyorsanız, hangi balığı yiyebileceğinizi sorun. Çünkü mevsimi olmayan balıklar soklanmış balık oluyor ve tazesiyle arasında dağlar kadar fark var.

Gittiğinizde balık çorbasını mutlaka denemelisiniz, ama dikkat edin çorba kasesi çok büyük, sadece çorbayla doymanızı istemem. O yüzden az çorba isteyin. Eğer aranızda balık çorbasına karşı önyargılı olanlar varsa – ki benim çevremde çok fazla var – onlar da denemeli, çorbadan memnun kalmayan kimseyi görmedim şimdiye kadar. Barındırdığı Omega 3 ve B vitamini zihin faaliyetleriniz düzenler, depresyona iyi gelir, hele soğuk kış günlerinde gribe karşı harikadır.

Taze sıkılmış portakal ve havuç suyu içmeniz de mümkün. Eğer rica ederseniz, gerekli muhabbeti koyabilirseniz kupada bira gibi opsiyonları da mevcut (undocumented feature).

Balıkçı’ya giden yolun krokisi:
Balıkçı kroki

RSS ve Firefox

Hala bilmeyenler için Firefox’un çok kullanışlı bir özelliğini burada belirtmek istiyorum. Artık bir çok site RSS desteği vermeye başladı. RSS güncellenen içerikten haber almayı sağlayan bir yöntemdir (marifetleri bununla sınırlı değil tabi ki).

Firefox ile bu siteye girdiğiniz zaman sağ altta aşağıdakine benzer bir icon göreceksiniz (başka bir theme kullanmıyorsanız tabi):

rss

Bu icon’a tıklayarak çıkan seçeneklerden herhangi birini seçtikten sonra isteğinize göre Bookmark’larınıza ya da Bookmark Toolbar’ınıza koyabilirsiniz. Böylece site güncellenmiş mi güncellenmemiş mi diye tekrar tekrar girmenize gerek kalmaz bir tıkla siteye yeni eklenen yazıları görebilirsiniz.

Alice in Wonderland

Alice in Wonderland

Lewis Carroll tarafından yazılan Alice’s Adventures in Wonderland (Alice Harikalar Diyarında) adlı kitabın pdf halini sizlerle paylaşmaktan, anlak ailesi adına gurur duyuyorum. memin arkadaşımızın ellerine sağlık, bunları yapmak için çok emek sarfetti. Tabi ki Project Gutenberg olmasaydı bunların hiçbiri olmayacaktı.

– Would you tell me, please, which way I ought to go from here?
– That depends a good deal on where you want to get to.
– I don’t much care where–
– Then it doesn’t matter which way you go.
– –so long as I get somewhere.
– Oh, you’re sure to do that if you only walk long enough.